T.C. YARGITAY

22.Hukuk Dairesi

Esas:  2012/18776

Karar: 2012/21696

Karar Tarihi: 09.10.2012

ÖZET: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Davacının çalıştığı işyerinde fesih tarihi itibari ile otuz işçiden az sayıda işçi çalıştığı anlaşıldığından, davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün değildir. Bu nedenle davanın reddi gerekir.

(4857 S. K. m. 18, 20)

Dava: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı, T… İlköğretim Okulunda, iş sözleşmesine dayalı olarak hizmetli görevinde 01.10.2004 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, davalı işverenin hizmet sözleşmesini 20.01.2010 tarihinde, haklı ve geçerli sebep olmadan feshettiğini ileri sürerek feshin geçersizliği ile işe iadesine karar verilmesini, buna bağlı işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen dört aylık ücret ve diğer haklarının belirlenmesi isteğinde bulunmuştur.

Davalı Milli Eğitim Bakanlığı vekili, davacının okul aile birliği tarafından iş sözleşmesine dayalı olarak çalıştırıldığını, <30 işçi> koşulunun okul aile birliği işyeri açısından oluşmadığını, feshin geçerli sebebe dayandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında fesih tarihi itibariyle işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının iş güvencesi kapsamında kalıp kalmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesidir.

4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde çalışmak gerekir. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan sayısı bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşçi sayısına ilişkin bu hüküm nispi emredici olduğundan, daha az işçi sayısını öngören sözleşme hükümleri geçerli kabul edilmektedir.

Otuz işçi sayısının belirlenmesinde fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih itibariyle belirli-belirsiz süreli, tam-kısmi süreli, daimi-mevsimlik sözleşmelerle çalışan tüm işçiler dikkate alınır.

Somut olayda, davacının, davalı Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı T… İlköğretim Okulunda, okul aile birliği ile yapılan iş sözleşmesine dayalı olarak, ücreti okul aile birliği tarafından ödenmek suretiyle işçi olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin, okul aile birliği kararıyla 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi gereğince feshedildiği, davacının çalıştığı T… İlköğretim Okulunda, fesih tarihi itibariyle yedi işçi çalıştığı anlaşılmaktadır.

Davacı iş görme edimini dava dışı okul aile birliği ile davalı Bakanlığa karşı yerine getirmiştir. Davalı Bakanlık ve okul aile birliği arasında davacı işçinin çalıştırılması noktasında amaç ve menfaatte birlik söz konusudur. Davacının iş görme ediminin her bir işveren yönünden kısmi süreli iş ilişkisi biçimde ayrıştırılması da mümkün değildir. Davacı aynı anda aynı işverenlere karşı iş görme edimini yerine getirmiştir. Bu bakımdan davalı ile dava dışı okul aile birliği arasında birlikte istihdam olarak adlandırılabilecek bir ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.

Okul aile birliği ile davalı Bakanlık tarafından birlikte oluşturulan bu istihdam, davalı Bakanlığın diğer işyerlerinden bağımsız ayrı bir işyeridir. Söz konusu işverenliğin yani birlikte istihdamla oluşan işverenliğin, dava konusu işyerinden başka bir işyeri bulunmamaktadır. Bu sebeple otuz işçi sayısının belirlenmesinde sadece bu işyerinde çalışan işçi sayısı dikkate alınmalıdır.

Buna göre davacının çalıştığı işyerinde fesih tarihi itibari ile otuz işçiden az sayıda işçi çalıştığı anlaşıldığından, davacının 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün değildir. Bu nedenle davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda belirtilen sebeplerle:

1- Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2- Davanın REDDİNE,

3- Karar tarihi itibariyle alınması gerekli 21,15 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 17,15 TL harcın mahsubuyla bakiye 4,00 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına,

4-  Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 682,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

5-  Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kesin olarak 09.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bu internet sitesinde yer alan bilgilerden ziyaretçilerin gerçekleştirecekleri işlem ve eylemlerden sorumluluk kabul edilmez. Tüm hakları saklıdır.